|
Ülkemizde ilaç israfı konusu kanayan bir yaradır. İşbaşına gelen siyasetçilerin tümü bu konuda bugüne kadar radikal önlemler almak yerine halk dalkavukluğu yapmayı tercih etmişler bu yüzden de bugün içinde bulunduğumuz açmazı yaratmışlardır.
İLAÇ İSRAFI İLE HASTA MUAYENE ÜCRETLERİNİN İLGİSİ VAR MI?
Ecz. İbrahim GÜVEN(*)
Ülkemizde ilaç israfı konusu kanayan bir yaradır. İşbaşına gelen siyasetçilerin tümü bu konuda bugüne kadar radikal önlemler almak yerine halk dalkavukluğu yapmayı tercih etmişler bu yüzden de bugün içinde bulunduğumuz açmazı yaratmışlardır.
Türk Eczacıları Birliğinin 1970 li yıllardan buyana sürekli dile getirerek ülke gündemine taşımaya gayret ettiği bu konu ne yazık ki gereken ilgiyi görmemiş, gördüğü dönemlerde de bu konuda yapılan değişikliklerle(!) aksine ilaç israfı körüklenmiştir.
Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU' nun özellikle SSK Genel Müdürlüğü sırasında uygulamasını başlattığı "SSK ve mensupları için en ucuz ilacı almak ve ödemek" yöntemi önceki döneme göre ciddi ölçüde tasarrufa yol açtığı gibi, birçok ilaç firmasının sadece SSK için piyasadaki müstahzarının yarı fiyatından ucuza farklı isimle aynı formüllü ilacını üretmesini sağlamıştır. Bu uygulamadaki ucuz ilaç nedeniyle hiçbir SSK mensubunun tedavisinde bir aksaklık meydana gelmemiştir. İlaç özel bir üründür. Tanımında açıkça belirtildiği gibi etkisizliği düşünülemez bile. Zaten bu konuda üretiminin her aşaması Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığının kontrolü ve ruhsatlandırmasına da tabidir. Yani bu konuda bir etkisizlik söz konusu ise bunun sorumlusu bellidir.
Nitekim bu uygulamanın başarısı son beş yıldır tüm Sosyal Güvenlik Kurumlarının reçete bedellerinin ödenmesinde uygulamaya esas alınmıştır.
Ancak;
* Reçetelere yazılan ilaçlarda ithal ilaçların payının artması,
* Reçetelere yazılacak ilaç kalem sayısının dörtten aşağıya çekilmemesi,
* Reçete katılım payının emeklilerde %10 çalışanlarda %20 nin üzerine oy kaygısı nedeniyle çıkartılmaması,
* Ayaktan tedavide yazılabilecek ilaçlarla ilgili objektif esasların belirlenememesi,
* Geri ödemesi yapılacak ilaçların reçeteye yazılma esaslarının belirlenememesi, belirlenen koşulların senede dört-beş kez değiştirilerek esnetilmesi,
* Pratisyen hekimlerin gerekli ya da yeterli laboratuar tetkiklerini yapamasalar bile geri ödeme kapsamındaki neredeyse bütün ilaçları reçetelerine yazabilmeleri,
* Hekimlerin ettikleri yemine uymayacak biçimde görmedikleri hak sahiplerine reçete düzenlemeleri,
* Hak sahiplerinin kendilerinden kesilmiş olan primleri esas alarak muayene olmadan ilaç yazdırmak istemeleri. (Bu şekilde psikolojik olarak çalışırken ödedikleri primleri geri aldıklarına kendilerini şartlandırmaları),
* Sağlık ocaklarında muayene olacaklara ve ilaç yazdıracaklara ayrı ayrı sıra verilmeleri,
* Kara alınmasına rağmen Aile Hekimliği uygulamasına geçişinin türlü biçimlerde engellenmesi,
* Hasta sevk zinciri uygulamasının zorunlu hale getirilemeyişi,
* Tek uzman hekim imzalı İLAÇ KULLANIM RAPORU uygulanmasına geçilmesi,
* İlaç yazma suiistimalleriyle ilgili doktor ve eczacılarla ilgili ihbarları araştıracak kadroların yetersiz kalışı ve bu konuda incelemelerin çok uzun sürmesi,
* Suiistimal yapan doktor, eczacı ve hasta ile kurum dörtlüsünden suçları sabit görülenlere verilen cezaların caydırıcılıktan uzak olmaları,
* Sağlık Bakanlığında ciddi bir bilgi-işlem merkezi oluşturulamaması ya da varsa gereken işlevsellikte hayata geçirilememesi,(ÇOK ÖNEMLİ)
* Hak sahiplerine "akıllı kart" uygulamasına geçilememesi,
* Hekimlerin elektronik reçeteye geçmelerinin sağlanamaması,
başta olmak üzere benzeri eksikler giderilmedikçe ülkemizde ilaç israfı artmaya devam edecektir.
Gelinen aşamada benim en çok merak ettiğim hususlardan biri 15 gün önce belirlenen Hasta Muayene ücretlerinin hangi kıstaslar esas alınarak belirlendiğinin Özel Sağlık Kuruluşları sahiplerine, hizmet veren eczane sahibi eczacılara kısacası ülkemiz kamuoyuna net biçimde nedenleriyle birlikte niçin açıklanmamış olmasıdır.
* Özel Sağlık Kurumlarında Sosyal Güvenceye sahip vatandaşlarımızın muayene ve tedavi olabilecekleri ile ilgili uygulama halen işbaşındaki hükümet tarafından 2005 yılında hayata geçirilmiş ve belki de kendilerine o dönem seçimlerinde ciddi bir oy kazandırmıştır.
* Yine aynı hükümet Özel Sağlık Kuruluşları açılması ve yaygınlaşması için çok uygun koşullarda kredi vermiş ve belki de ihtiyacın üzerinde Özel Sağlık Kuruluşlarının açılmasına yardımcı olmuştur.
* Yine aynı hükümet Şubat/2005 tarihinden 1/Ekim/2008 tarihine kadar diğer sağlık kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi Özel Sağlık Kuruluşlarında da ayaktan tedavide Hasta Muayene Ücreti olarak 1 YTL alınmasını kararlaştırmıştır.
* Yine aynı hükümet bir süre sonra Özel Sağlık Kuruluşlarının Sosyal Güvencesi olan vatandaşlara verdiği sağlık hizmetlerinde taban fiyat belirleyerek farkının vatandaştan alınmasına yol açmıştır.
* Yine aynı hükümet aynı sürelerde Özel Sağlık Kuruluşlarında ayaktan tedavide 29/Eylül/2008 tarihinde aldığı bir kararla 1/Ekim/2009 tarihinden itibaren 10 YTL Hasta Muayene Ücreti alınması uygulamasını başlatmıştır. Bu uygulama Özel Sağlık Kuruluşlarına başvuran Sosyal Güvenlik Kurumu hak sahiplerinin sayısında çok ciddi azalmalara yol açmıştır.
* Yine aynı hükümet inceleme yapan Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı nedeniyle 02/Haziran/2009 tarihinden itibaren Özel Sağlık Kuruluşlarının ayaktan tedavide aldıkları 10 YTL lık Hasta Muayene Ücretini 2 YTL na indirmiştir.
* Yine aynı hükümet 18/Eylül/2009 tarihinde bu kere aldığı yeni bir kararla Özel Sağlık Kuruluşlarının ayaktan tedavide aldıkları 2 YTL lık Hasta Muayene Ücretini bu kere (!) 1/Ekim/2009 tarihinden geçerli olmak üzere 15 YTL na çıkartmıştır.
Yukarıda sıraladığım tarihlerden özellikle bir yıllık bir süre içinde gerçekleştirilen objektif kriterlerden uzak uygulamalar son derece ilginçtir.
Örneğin; son bir yıl içinde özellikle Danıştayın muayene ücretlerini indirdiği 2/Haziran/2009 tarihinden sonra Özel Sağlık Kuruluşlarında reçete yazdıran haksahibi sayısında anormal bir artış mı olmuştur?
Ya da aynı tarihten sonra Sağlık Ocakları muayene edecek hasta bulamamaya mı başlamıştır?
Daha da önemli olarak acaba son bir yıl içinde yazılan Sosyal Güvenlik Kurumu mensupları reçetelerinin incelenmesinde yazıldığı sağlık kurumunun Özel ya da Resmi oluşuna göre reçete tutarları ortalamaları arasında bir farklılık mı belirlenmiştir?
Bu uygulamalardan bazı komplo teorileri de üretilmesi mümkündür. Ki bunların başında ekonomik anlamda zor duruma girecek olan Özel Sağlık Kuruluşlarının aldıkları kredileri geri ödeyemeyerek çok uygun koşullarla belirli bazı sermaye gruplarına satılması dedikodusu gelmektedir.
Yurdum insanının genel karakteri olan "SINAMA-YANILMA" metodundan yöneticilerimiz vazgeçmediği sürece bu çeşit muayene ücreti fiyat değişikliği uygulamalarıyla ülkemizde İLAÇ İSRAFI' nın önleneceğini düşünmek ise kanımca son derece yanlış bir çözüm biçimidir.
* 1992-1993 TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ GENEL SEKRETERİ,
* 1993-1997 ZONGULDAK ECZACI ODASI BAŞKANI
|